İnsanlarda Manyetik Bir Altıncı His Mi Var?

By | 28 Kasım 2017
8 ay önce 636 views 0 Comment

Gözümüzde saklı olabilir

Birkaç on yıldır sayıları giderek artan birçok canlının Dünya’nın zayıf manyetik alanını algılayıp yönlerini ve göç rotalarını manyetik alan çizgilerine göre belirledikleri kanıtlarıyla ortaya çıkmış bulunuyor. Bazılarındaysa bu “içsel pusula”nın varlığı gözlem ve iddia düzeyinde öne sürülüyor. Şimdiyse California Teknoloji Enstitüsü’nden (Caltech) bir araştırmacı ve çeşitli ülkelerden destekçilerinin iddiası, bu becerinin insanlarda da gizli olduğu.

Zayıf, ama yine de koruyor

Dünyanın manyetik alanı, merkezindeki katı demir çekirdeği çevreleyen sıvı demirden dış çekirdekteki dinamiklerden kaynaklanıyor. Bu alan, merkezden çıkan ve gezegenimizin dönme ekseninden 10 derece kaymış bulunan kuzey ve güney manyetik kutuplarından merkeze dönen manyetik alan çizgileri boyunca, gezegenimizi Güneş’ten gelen elektrik yüklü parçacıklardan koruyan bir kalkan oluşturuyor. Manyetik alan çizgileri, manyetik kuzey kutbundan (coğrafi güney kutbuna karşılık geliyor)  çıkarak, güney kutbundan (coğrafi kuzey) Dünya’ya dönüyor.

Dünya’nın manyetik alanı, oldukça zayıf. Ekvator yakınlarında 25 mikrotesla değeriyle ölçülen manyetik alan, gezegenimizin kutuplarında 60 mikrotesla değerine çıkıyor. Karşılaştırmak için, bir manyetik rezonans görüntüleme (MRI) cihazında oluşturulan manyetik alan, Dünya’nınkinin 100 bin katı şiddetinde. Jüpiter’in manyetik alan şiddetiyse, gezegenimizinkinin 20 milyon katı.

“Manyetik” hayvanlar!

Manyetik alanımızın bu zayıflığına karşın, alan çizgileri çeşitli canlı türlerince algılanarak yön ve yer bulmak için kullanılıyor. Bazı bakterilerin, arıların, göçmen kuşların ve balıkların (Örn; okyanusları dolaştıktan sonra üremek ve ölmek için yumurtadan çıktıkları derelere çağlayanlar üzerinden atlayarak geri dönen somon balıkları), yine okyanuslarda geçen yaşamın ardından yeni nesli üretmek için kendilerinin yumurtadan çıktıkları kumsallara dönen deniz kaplumbağalarının (Caretta caretta) bu beceriye sahip olduğu biliniyor. Son yıllarda ıstakozlar, solucanlar, salyangozlar, kurbağalar ve su kelerleri gibi daha yavaş hareketli canlıların da Dünya’nın manyetik alanına tepki verir göründükleri ortaya çıktı. Hatta deneyler bazı memeli türlerinin de manyetik duyuya sahip olduklarını gösterdi. Örneğin, orman fareleri ve kör sıçanlar, yuva yerlerinin seçiminde manyetik alan çizgilerinden yararlanıyorlar. Ayrıca bazı çalışmalara göre de büyük baş hayvanlar ve geyikler otlarken vücutlarını manyetik alan çizgilerine paralel hale getiriyorlar. Köpeklerin de dışkılarken kuzeye ya da güneye döndüklerine işaret eden çalışmalar var.

Dört yıl önce yayımlanan bir çalışmada güvercinlerin iç kulaklarındaki bazı nöronların (sinir hücreleri), manyetik alanların yönüne,  kutuplanmasına ve şiddetine koşut olarak aktifleştiği gösterildi. Başka bazı deneylerdeyse, örneğin kuşların kuzey ve güneyi manyetik alan çizgilerinin yönelişinden (ekvatorda yatay,  kutuplara gidildikçe düşey) kestirdikleri belirlendi.

Uygarlaşma köreltti mi?

Science dergisinin 24 Haziran tarihli sayısında yer alan geniş bir tanıtım yazısının odağındaki Caltech’li jeofizikçi Joe Kirschvink, on yıllardır sürdürdüğü gözlemlerin ve deneylerinin, insanların da “manyetik 6. hisse” sahip olduklarını gösterdiğini belirtiyor. Kimi araştırmacıya göre bu manyetik hissi uygarlaşma süreci içinde yitirmiş olabiliriz. Kirschvink’e göreyse, bu becerinin kalıntılarını hâlâ taşıyor olabiliriz.

Caltech’li araştırmacıdan önce, 1980 yılında İngiltere’deki Manchester Üniversitesi’nden biyolog Robin Baker’in kurguladığı bir deneyde gözleri bağlı olarak minibüsle dolambaçlı yollardan kırlık bir alana götürülen çocukların, gözleri bağlıyken evlerinin yönünü işaret etmeleri istendiğinde, hemen hepsi doğruya yakın yönleri göstermişler. Ancak, göz bantlarına bir çubuk mıknatıs yerleştirilerek tekrarlanan deneyde öğrenciler yönleri karıştırmaya başlarken, mıknatıs yerine (manyetik olmayan) pirinç bir çubuk konan kontrol grubunun manyetik algısında şaşma görülmemiş. Ardından, karışık bir rota üzerinde gözleri bağlı denekler ve oturdukları sandalye hızla çevrildikten sonra başlıca yönleri göstermeleri istenen öğrencilerle yürütülen deneylerde de aynı sonuçlar elde edilmiş.

Kirschvink, 2014 yılında bu etkinin varlığını kanıtlamak için Caltech’teki laboratuvarında çok daha teknik ve duyarlı bir deney kurgulamış. Ortamdaki elektromanyetik dalgaların etkisini perdelemek için ortaya kutu şeklinde alüminyum kenarlardan oluşan bir “Faraday kafesi” yerleştirilmiş. Kutunun çevresine çeşitli konfigürasyon, yön ve şiddette manyetik alan oluşturan çok sayıda bobin monte edilmiş. Ardından, zifiri karanlıkta odacık içine kafasına beyinsel aktiviteyi algılayan elektrotlar yerleştirilmiş denekler oturtulmuş. Dünya’nınkine benzer şiddette bir manyetik alan oluşturularak çeşitli doğrultularda hareket ettirilmesiyle yapılan deneylerde kaydedilen alfa dalgalarının grafiği ve ortaya çıkış zamanları, nöronların alanı belirleyerek etkinleştiğini ortaya koymuş.

Hem pusula hem harita

Kirschvink’in, geçtiğimiz nisan ayında İngiltere’de uluslararası bir toplantıda bulgularını sunduğu deneyle etkinin varlığı ortaya çıkarılmış olsa bile, bu ve çeşitli hayvanlarla yapılan deneylerde gözlemlenen manyetik alan algısında rol oynayan hücresel ve sinirsel mekanizmalar belirgin değil.

Bu beceriyi neyin sağladığı konusunda iki rakip açıklama var.

Bunlardan birincisi, son yıllarda kuşların gagalarında, balıkların burunlarında, hatta insan beyninde varlığı belirlenen manyetit adlı mineral. Kirschvink’e göre manyetik alanlara son derece duyarlı olan manyetit, sadece isabetli yön tayini sağlayan bir pusula işlevi görmenin ötesinde, Dünya’nın manyetik alanındaki yerel küçük değişimleri de algılayarak bir haritalandırma becerisi de sağlıyor. Ancak, bu algıyı işleyen ve sinir sistemini harekete geçiren özelleşmiş bir organın bulunup bulunmadığı bir spekülasyon konusu. Eğer böyle bir organ varsa nerede bulunduğu da belirsiz. 2000’li yıllarda güvercinlerin burunlarında keşfedilen manyetit içeren hücreler araştırmacıları heyecanlandırmışsa da, daha sonra bunların sinir sistemiyle bir ilişkisi olmayan, bağışıklık sistemiyle ilgili hücreler olduğu anlaşılmıştı.

İkinci açıklamanın temelindeyse, memeli (bu arada insan) gözlerinin retina tabakalarında bulunan kriptokrom adlı bir protein bulunuyor. Kısa dalga boylu (mavi, yeşil) ışıklar çarptığında bu protein, “radikal çift” denen ve spinleri (dönme) yönleri uyumlu ya da zıt olabilen eşleşmemiş iki elektron barındıran bir moleküle dönüşüyor. ABD’deki Illinois Üniversitesi’nden Klaus Schulten adlı araştırmacı 2000 yılında manyetik alanların bu elektronların spinlerinin uyumlu ve zıt durumlar arasında gidip gelerek, kuşların görüş alanında aydınlık ve karanlık bölgeler oluşmasına yol yol açabileceğini göstermiş. Gelgelelim burada da kriptokromun öne sürülen işlevleri yerine getirip getirmediği doğrudan gözlenebilmiş değil. Ayrıca laboratuvarlarda bir kriptokrom sensörünü tetiklemek için gereken manyetik alanın, Dünya’nın kinden kat kat güçlü olması gerektiği ortaya çıkmış.

Görünen o ki, araştırmacıların evrimin canlılara sağladığına inandıkları manyetik algıyı çevreleyen sis perdesi, varlığını bir süre daha devam ettirecek. Ancak, çalışmalarını 30 yıldır bu alana odaklamış olan Kirschvin sağladığı 900.000 dolarlık yeni bir destek fonuyla, bazı Japon meslektaşlarıyla birlikte perdeyi sonunda aralayabileceğine güveniyor.

Kaynaklar:“Maverick scientist thinks he has discovered a magnetic sixth sense in humans”, ScienceOnline, 24 Haziran 2016

Share it people

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir